Cezaevlerinde ihlaller kronikleşti

featured
0

ADANA – İHD ve ÖHD raporu, Adana’daki cezaevlerinde tedavi hakkının engellenmesi, tecrit, kamera gözetimi ve onur kırıcı aramaların sistematik hale geldiğini ortaya koydu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Adana Temsilciliği, Adana’daki cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin 2026 yılının ilk 6 ayını kapsayan Gözlem, Tespit ve Değerlendirme Raporu’nu açıkladı. Ocak-Haziran 2026 döneminde Kürkçüler F Tipi ve Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli cezaevlerine yapılan avukat ziyaretleri ve tutsak beyanlarına dayanan rapor, cezaevlerinin adeta birer “işkence ve tecrit merkezine” dönüştüğünü gözler önüne serdi.

AĞIZ İÇİ ARAMA DAYATMASI

Raporda özellikle yeni nesil “kuyu tipi” mimarisiyle inşa edilen Suluca 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki uygulamalar dikkat çekti. Tutsakların aktardığı beyanlar; onur kırıcı arama dayatmalarından 7/24 kameralı gözetimle mahremiyet ihlaline, tedavi hakkının engellenmesinden çamurlu su ve “sürgün” politikalarına kadar çok sayıda ağır ihlali açığa çıkardı. Rapora yansıyan tutsak beyanlarında, sağlık hakkına erişimin önündeki en büyük engelin “ağız içi arama” ve “ayakkabı sallatma” dayatmaları olduğu belirtildi.

‘İNSANLIK ONURUNA AYKIRI’

Raporda tutsakların beyanlarına da yer verildi. Gözaltında gördüğü işkence nedeniyle beyninde ve bedeninde kalıcı hasarlar oluşan ağır hasta tutsak F. A., 10 Eylül 2025’ten bu yana “ağız içi arama” dayatmasını kabul etmediği için hastaneye sevk edilmediğini belirtti. F. A., sevkler sırasında kelepçeli yemek yemeye zorlandıklarını ve tuvalet kapısının jandarma tarafından aralık bırakılarak onurunun incitildiğini aktardı. Yaralı yakalandıktan sonra tedavi edilmediği için bir gözünü tamamen kaybeden tutsak K. B., 5 yıldır hastaneye gidemediğini vurgulayarak, siyasi mahpusların çift kelepçe uygulamasına maruz kaldığını ve hayati risk altında olduklarını ifade etti. Kronik reflü ve mide hastası olan A. Ö. ile dilinde sürekli apseler çıkan Ö. A. da insanlık onuruna aykırı bu aramalar ve kelepçeli muayene eziyeti nedeniyle tedavi haklarından vazgeçmek zorunda kaldıklarını beyan etti.

KAMERALARLA TAKİP

Raporda, tutsakların yaşam alanlarının her anının kameralarla gözetlendiği ve mahremiyet hakkının tamamen ortadan kaldırıldığı vurgulandı. Tekli odalardan 3’lü odalara alınan tutsaklar, kameraların tuvalet ve banyo içini görecek şekilde ayarlandığını aktardı. Tutsak M. E. A., aynı odada kaldıkları hasta ve yaşlı tutsak C. E.’nin banyo yaptığı esnada kapının açılmasıyla kamera tarafından çıplak şekilde kayda alındığını söyledi. Tutsaklar, bu ahlak dışı uygulamaya karşı kameraların önünü bezle kapattıkları için gardiyanların odayı darmadağın ettiğini ve kendilerine ardı ardına hücre/disiplin cezaları verildiğini belirtti. (Söz konusu haksız disiplin cezaları, ÖHD’li avukatların girişimiyle Adana İnfaz Hakimliği tarafından iptal edildi). Sedef hastası olan M. E. A., vücuduna ilaç sürüp hava aldırması gerekirken kamera takibi yüzünden tedavi uygulayamaz hale geldiğini dile getirdi.

PROVAKASYON

Raporda öne çıkan bir diğer gelişme ise cezaevi idaresinin “provokasyon” amaçlı yerleştirme politikası oldu. Tutsaklar, siyasi tutsakların bulunduğu blokların alt ve üst katlarına kasıtlı olarak adli ile DAİŞ ve FETÖ dosyalarından hüküm giyenlerin yerleştirildiğini aktardı. Tutsak M. S. ve N. P., ses geçirgenliği nedeniyle sürekli bir psikolojik gerilim yaşandığını, havalandırma alanlarının adli tutuklularca kirletildiğini, koridor temizliğinin siyasi tutsaklara zorla yaptırılmak istendiğini ve kabul etmeyenlere etkinlik yasağı getirildiğini kaydetti.

‘MEMUR YOK’

Wan ve Xarpet gibi illerden kendi istekleri dışında Adana’ya sevk edilen tutsaklar, ailelerinin kilometrelerce uzaklıktan gelemediğini, bu yolla ailelerinin de cezalandırıldığını ifade etti. Tutsak A. S., cezaevinin “kuyu tipi” yapısı gereği birbirleriyle iletişim kurmalarının neredeyse imkansız olduğunu belirtirken, tutsaklar F. M. ve A. B. ise suların günlerce kesildiğini, akan şebeke suyunun ise çamurlu ve yağlı olduğunu, kantindeki temiz su fiyatlarının ise fahiş oranlarda olduğunu belirtti. Ayrıca Can Yücel’in mahkeme kararıyla izin verilen kitaplarının dahi “memur yok, okunmadı” gerekçesiyle tutsaklara verilmediği raporda yer aldı.

Raporu hazırlayan heyette yer alan avukatlar, yaptıkları yüz yüze görüşmelerde tutsakların fiziki ve ruhsal durumlarındaki çöküşü net bir şekilde gözlemlediklerini rapora not düştü. Avukatlar; tutsakların ağır işkence izleri, omurga hasarları ve tedaviye erişememekten kaynaklı kronikleşen hastalıklar nedeniyle hareket etmekte zorlandıklarını, derin tecrit koşulları sebebiyle de konuşmada duraksama, unutkanlık ve dalgınlık gibi psikolojik yıpranma belirtileri gösterdiklerini rapor etti. 

İHD ve ÖHD, rapordaki tespitler doğrultusunda Adalet Bakanlığı ve ilgili hukuki mekanizmaları acilen harekete geçmeye çağırarak, insanlık onuruna aykırı uygulamalara karşı hukuki mücadelenin takipçisi olacaklarını vurguladı.

MA / Hamdullah Yağız Kesen

Cezaevlerinde ihlaller kronikleşti
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Nujin Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!