3 Şubat 2026 tarihinde başlatılan operasyonlarda, aralarında Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üye ve gönüllülerinin de bulunduğu 102 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 85’i tutuklanırken, 25 kişi hakkında adli kontrol kararı verildi. Operasyonların kapsamının yalnızca ESP ile sınırlı kalmadığı; çok sayıda sendika, gençlik, kadın ve ekoloji örgütü ile basın kurumuna uzandığı belirtildi.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun DEM Partili üyeleri Beritan Güneş Altın, Ömer Faruk Hülakü ve Serhat Eren, yaşananlara ilişkin başvuruyu TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na (İHİK) sundu. Başvuruda, operasyonların ifade, örgütlenme ve sendikal özgürlükler bakımından ciddi hak ihlalleri barındırdığı kaydedildi.
AİHM içtihatlarına atıf
Başvuruda, siyasi partilerin demokratik toplumdaki rolüne dikkat çekilerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına yer verildi. AİHM’in, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinin siyasal partileri koruyan temel bir güvence olduğunu vurguladığı hatırlatıldı. Demokratik toplumlarda, mevcut devlet yapısını sorgulayan siyasi programların da ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği ifade edildi.
Türkiye’nin, siyasi partilere yönelik müdahaleler bağlamında AİHM önünde en fazla dosyası bulunan ülkelerden biri olduğuna dikkat çekilen başvuruda, son operasyonların da bu pratiğin devamı niteliğinde olduğu belirtildi.
Siyasetçi, sendikacı, gazeteci ve sanatçılar tutuklu
Tutuklananlar arasında ESP Eş Genel Başkanı ve DEM Parti eski Milletvekili Murat Çepni, Limter-İş Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever, sendika yöneticileri, ekoloji aktivistleri, gazeteciler ve sanatçıların bulunduğu belirtildi. Ayrıca Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanları, Polen Ekoloji Kolektifi üyeleri ve Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV) yöneticilerinin de tutuklananlar arasında olduğu kaydedildi.
“Gazetecilik ve sendikal faaliyet suç sayıldı”
Başvuruda, tutuklama gerekçeleri arasında gazetecilik faaliyetleri, sendikal çalışmalar ve siyasi parti etkinliklerine katılımın yer aldığı ifade edildi. Ayrıca Komünist Manifesto okumak, MESEM uygulamalarına karşı protesto düzenlemek, Suruç ve Gazi katliamlarını anmak, devrimci önderlerin kitaplarını bulundurmak gibi faaliyetlerin de suçlama konusu yapıldığı belirtildi.
Gizli tanık beyanlarıyla hazırlanan listeler üzerinden gözaltı ve tutuklama işlemlerinin gerçekleştirildiği, savcılığın kişilerin ifadelerini bizzat almadan tutuklama talebinde bulunduğu aktarıldı.
Gözaltında kötü muamele iddiası
Başvuruda, gözaltı sürecinde özellikle kadınlara yönelik kötü muamele iddialarına da yer verildi. Üç kişilik hücrelerde altı kişinin tutulduğu, temel hijyen malzemelerinin verilmediği ve bu durumun kötü muamele yasağını ihlal ettiği ifade edildi.
Komisyona çağrı
Milletvekilleri, İHİK’ten şu taleplerde bulundu:
- 3 Şubat operasyonu kapsamında gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların ifade, örgütlenme ve sendikal haklar bakımından incelenmesi,
- Tutuklama tedbirinin ölçülülük ve “son çare” ilkesi kapsamında değerlendirilmesi,
- Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgi talep edilmesi,
- Gözaltı koşullarına dair kötü muamele iddialarının yerinde incelenmesi,
- Politik faaliyetlerin kriminalize edilmesine ilişkin uygulamalara dair demokratik siyaset zeminini güçlendirecek bir rapor hazırlanması.
Başvuruda, operasyonların “örgütlenme özgürlüğünün kriminalize edilmesi” anlamına geldiği vurgulanarak, yargının baskı aracı olarak kullanılmasına karşı Komisyonun inisiyatif alması istendi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üzerinden yüz yıldan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen ülkede, demokrasinin temel ilkelerinin kurumsallaştığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Türkiye’de demokrasi ve özyönetim arasındaki, ayrılmaz, ontolojik bağın yok sayılmasının yanı sıra liberal/temsili demokrasinin temel göstergeleri arasında olan örgütlenme özgürlüğünün, emniyet ve yargı pratikleriyle engellenmesine hemen her gün şahitlik edilmektedir.
Bu noktada en temel haklar arasında sayılan ifade ve düşünce özgürlüğünü kullanmak ile barışçıl protestolara katılmak türlü cezai soruşturmalara tabi tutulmakta, en nihayetinde de örgütlenme özgürlüğü kriminalize edilerek kişilerin ve bir bütünen toplumun kendi yaşamı hakkında söz söyleme/eyleme iradeleri ellerinden alınmak istenmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, içtihatlarında konuya dair “AİHS’in 11. maddesi demokrasinin gerektiği gibi uygulanabilmesini sağlayan yasal bir güvence olarak anlaşıldığında, siyasal partiler 11. maddenin koruduğu en önemli örgüt türüdür” demiştir. Yine mahkemenin yerleşik kararlarında “bir partinin siyasi programının ilgili devletlerin mevcut ilke ve yapılarına aykırı görülmesi, onudemokrasinin kural ve ilkelerine aykırı kılmaz. Demokrasinin kendisine zarar vermemek kaydıyla, bir Devletin mevcut örgütlenme şeklini sorgulayanlar da dahil olmak üzere, çeşitli siyasi programların önerilmesine ve tartışılmasına izin vermek demokrasinin özüdür.” ifadesine yer verilmektedir.
Siyasi partilere dönük “müdahaleler” bağlamında AİHM önünde en çok dosyası bulunan ülkelerin başında gelen Türkiye’deki yaygın pratiğin son örneklerinden birisi ise Ezilenlerin Sosyalist Partisi üye ve gönüllülerine dönük gerçekleştirilen “siyasi soykırım” kapsamına rahatlıkla alınabilecek tutuklamalardır. 3 Şubat 2026’da başlatılan operasyonlarda 102 kişi gözaltına alınmış, bunların 85’i tutuklanmış, 25 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verilmiştir. Bahse konu soruşturmalar yalnızca Ezilenlerin Sosyalist Partisi üye ve gönülleriyle de sınırlı kalmamış; Sosyalist Kadın Meclisi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu, Etkin Haber Ajansı, Polen Ekoloji Kolektifi, Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı (BEKSAV), birçok sendika ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunu da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
Tutuklanan 85 kişi, siyasi parti yöneticileri, sendika yöneticileri, gazeteciler, ekoloji aktivistleri, feministler, sanatçılar ile birlikte toplumsal, politik mücadelenin türlü alanlarında yer alan kişilerden oluşmaktadır. Bunlar arasında ESP Eş Genel Başkanı ve DEM Parti eski Milletvekili Murat Çepni, Limter-İş Sendikası Genel Başkanı İleri Devrim Yurtsever, Sendika Genel Sekreteri Beycan Taşkıran ve Sendika Genel Yönetim Kurulu üyesi Kenan Hesas ile Sendikanın önceki dönem Genel Başkanları Kanber Saygılı, Aydın Kılıçdere ve yine Sendikanın önceki dönem Genel Sekreteri olan Hakkı Demiral; POLEN Ekoloji Kolektifi üyesi Yağmur Apa, Cemil Aksu, Cemre Nayir; BEKSAV EşbaşkanıCanan Kaplan ve Tiyatro İmge oyuncusu Ayşenur Demir, ETHA editörleri Nadire Gürbüz ve Pınar Gayıp ile muhabirleri Elif Bayburt ve Müslüm Koyun; ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi bulunmaktadır.
Mezkûr kişilerin tutuklanma gerekçeleri arasında, basın özgürlüğünün ihlali niteliğinde gazetecilik faaliyetleri; sendikal özgürlüğünün gaspı anlamında sendikal çalışmalar ve örgütlenme özgürlüğünün ortadan kaldırılması mahiyetinde siyasi parti etkinliklerine katılmak sıralanmıştır. Bunların yanı sıra Komünist Manifesto okumak; MESEM adı altında çocukların işçileştirilmesine karşı protesto düzenlemek; Suruç ve Gazi Katliamlarını anmak; Che Guevara ve Mahir Çayan gibi devrimci önderlerin kitaplarını/biyografilerini bulundurmak; Özgür Radyo emekçisi Leyla Abay’ın cenazesine katılmak gibi demokratik ve meşru politik çalışmalar da yine suç kategorisine alınmıştır.
Gizli tanık beyanlarıyla oluşturulan listelerle gerçekleştirilen gözaltı aşaması ve tutuklanmaya giden süreçte de adeta yazılı/var olmayan bir hukuk uygulanmış ve savcılık kişilerin ifadelerini bizzat almaksızın, neredeyse kimsenin yüzünü dahigörmeden tutuklama talep etmiş ve mezkûr kişiler bu hukuksuzlukla örülü süreç sonucunda tutuklanmıştır. Gözaltı sürecinde kadınlara dönük gerçekleştirilen, üç kişilik hücrede altı kişinin tutulması ve temel hijyen ürünlerinin kendilerine verilmemesi gibi özel uygulamalar ise kötü muamele ve hukuksuzlukları perçinlemiştir.
ESP üye ve gönüllülerine dönük gerçekleştirilen “siyasi soykırım” operasyonları ile ortaya çıkan tablo, yargının bir baskı aracına dönüştüğünün açık kanıtı niteliğindedir.
Açıklanan nedenlerle;
● 3 Şubat 2026 tarihli operasyon kapsamında gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamaların ifade, örgütlenme ve sendikal haklar bakımından Komisyon gündemine alınmasını,
● Tutuklama tedbirinin ölçülülük ve son çare ilkesi bakımından incelenmesini,
● Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’ndan soruşturma ve gözaltı süreçlerine ilişkin ayrıntılı bilgi talep edilmesini,
● Gözaltı koşullarına ilişkin kötü muamele iddialarının yerinde inceleme kapsamında araştırılmasını,
● Politik faaliyetlerin kriminalize edilmesine ilişkin uygulamalar hakkında, Komisyonun inisiyatif alarak demokratik siyaset zemininin güçlenmesine dair politika önerilerinin belirlendiği bir rapor hazırlanmasını talep ediyoruz. 02.03.2026
Beritan GÜNEŞ ALTIN Ömer Faruk HÜLAKÜ Serhat EREN
Mardin Milletvekili Bingöl Milletvekili Diyarbakır Milletvekili
HABER MERKEZİ AZAT YILDIZ
