Gazeteci Şehriban Aslan: Gülistan Doku dosyası özel savaşın bir özeti

featured
0

Gülistan Doku dosyasını “özel savaşın özeti” olarak tanımlayan gazeteci Şehriban Aslan, dosyanın aydınlatılmasında kadınların rolüne işaret ederek, “Örgütlülük yükseltildikçe aydınlanmayan kadın ve çocuk katliamı kalmaz” dedi. 

Dêrsim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybettirilen Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci Sınıf Öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında 6 yıl sonra yeni gelişmeler yaşandı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sürdürdüğü soruşturma kapsamında 13 Nisan’da gözaltına alınan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, dönemin Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi Çağdaş Özdemir’in de yer aldığı 12 kişi tutuklandı. Gülistan Doku’nun sim kartından usulsüz bir şekilde verilerin silindiği ve hastane kayıtlarının silindiği dosyaya giren deliller arasında yer aldı. Gülistan’ın kaybedilmesinin adım adım örüldüğünün ortaya çıktığı soruşturmada, son olarak dönemin İl Emniyet Müdürü Yılmaz Delen’in de ifadesi alındı. Dosyaya giren delillerle birlikte Gülistan Doku’nun cenazesinin bulunması için arama çalışmaları sürüyor.

5 Ocak 2020’den bu yana soruşturmayı yakından takip eden JINNEWS muhabiri Şehriban Aslan, son gelişmeleri ve Dêrsim’deki özel savaş politikalarını değerlendirdi.

‘İNTİHAR’ ALGISI 

Gülistan Doku’nun kaybettirildiği ilk andan itibaren “intihar” algısıyla dosyanın kapatılmaya çalışıldığını hatırlatan Şehriban Aslan, bu durumun devlet kurumları tarafından yapıldığını belirterek, “Gülistan’ın bir erkek arkadaşı olduğu üvey babasının polisi olduğu, yaşadığı tartışmalara dayanamayarak intihar ettiği söylendi” hatırlatmasında bulundu. Şehriban Aslan, “Bugün Gülistan’ın aslında katledildiği ve gömüldüğü ortaya çıktı. O dönemde bugün şüpheli olarak tutuklanan Tuncay Sonel, kimsenin aileyle görüşmesine izin vermedi. Özellikle de özgür basının, hiçbir şekilde aile aileye ulaşmasına izin vermedi. Aile, Dêrsim’e geldiğinde korumasıyla birlikte kendi himayesinin altında olduğu yere aileyi götürüyordu. Aileye onun dışında kimse bilgi vermiyor. Kimse de bir şey yapamıyordu” dedi. 

‘ÇOK SAYIDA TACİZ MAĞDURU BİZE ULAŞTI’

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 13 Nisan’da gerçekleştirdiği operasyonla birlikte devletin tüm kurumlarının Gülistan’ın kaybedilmesinde yer aldığını açığa çıktığını dile getiren Şehriban Aslan, “Organize bir yapı olduğu ortaya çıktı. İl özel idaresinden Tunceli Devlet Hastanesi’ne, rektörlüğe, öğretim üyelerinden TÜGVA’da yer alanların bu süreçte yer aldığını gördük. TÜGVA, devlete bağlı bir gençlik merkezi ve tacizin haddi hesabı yok. Yaptığımız haberlerden sonra birçok tacize maruz bırakılan kadınlar bize ulaştı. Yine öğretim üyeleri tarafından tacize uğrayan öğrenciler var ama yani işin kötü tarafı insanlar korkuyor ve konuşamıyor” diye belirtti. 

‘DÊRSIM PİLOT SEÇİLEN BİR KENT’

Gülistan Doku’nun katledilmesi ve kaybedilmesiyle birlikte Dêrsim’de ortaya çıkan tabloya ilişkin de Şehriban Aslan, şunları söyledi: “Dêrsim özel savaş için özellikle seçilen pilot bir kent. Dêrsim’de 1938’den bu yana maruz kalınan katliama karşı direngen bir yapı var. Hem Alevi hem de Kürt kenti. Bundan dolayı devletin oraya çok özel bir yönelimi oluyor. Gülistan Doku dosyası ya da soruşturması özel savaşın Kürdistan’da nasıl uygulandığının küçük bir özeti diyebiliriz. Çünkü Gülisan Doku, 20 yaşında bir genç kadın ve onu katlettikten sonra yani işin içine girmeyen devlet kurumu kalmamış. Devlet kurumlarının kendi içerisinde nasıl bir çeteleşmeye girdiğini görüyoruz. Düşünün öyle ki; savcı emniyete yani oradaki polise güvenememiş soruşturmayı alıp jandarmaya teslim etmiş. Kentte madde kullanımından fuhuşa sürüklenmeye kadar bir dizi politika uygulanıyor. Özellikle Gençlik Merkezi’nde hem fuhuşa sürükleme var hem de madde kullandırmaya özendirme var.” 

‘ÖĞRENCİLER KORKUYOR’

Kentte bir diğer faili meçhul olayında Esma Kılıçarslan olduğunu hatırlatan Şehriban Aslan, “Gülistan aranırken, barajda cenazesi bulundu. O’nun akıbeti hala belli değil. Sadece yani elde edilen bilgiler şunlar. Esma Kılıçarslan’ın üzerinde üç erkeğin DNA’sı var. Ama mesela orada kiminle konuştuysak kimsenin bilgisi yok. Çünkü kimse sahip çıkmamış. Aile zaten sahip çıkmamış barodan bilgi almak mümkün değil. Yine oradaki STK’lar aynı şekilde, yine öğrenciler aynı şekilde. Ya çekimserlik mi demeliyiz, korku mu demeliyiz? Bilmiyorum ama öğrencilerin korktuğu ortada. Öğrencilerle konuştuğumuzda ‘Okuldan atılırım, işte derslerimden kalırım, ya bana da yönlendirilir ya benim de akıbetim Gülistan gibi olursa’ sözleri korkularını bariz gösteriyordu. Neden konuşmadıklarını sorduğumuzda, ‘Belki bizim de başımıza aynısı gelir. Çünkü burası, etrafımız, çevremiz polislerle, jandarmalarla, uzman çavuşlarla dolu haliyle böyle olunca biz de korkuyoruz. Sesimizi çıkaramıyoruz’ yanıtlarını verdiler” ifadelerini kullandı. 

‘MEDYA OLAYLARI MAGAZİNLEŞTİRİYOR’

Kadına ve çocuğa yönelik taciz, tecavüz davalarında medyanın olayları magazinleştirerek verdiğini, özellikle Narin Güran ve Gülistan Doku soruşturmasında da bunu gördüklerini dile getiren Şehriban Aslan, şunları belirtti: “Mesela Gülistan Dokun’un annesi kriz geçirecek derecede feryat ediyor, bir bakıyoruz herkes bir çekim yarışında, reyting almaya çalışıyor. Anne isyanını, feryadını dile getirdikçe ana akım medya daha çok üstüne gidiyor. Gerçekten o duruma bakınca özgür basınla ana akım arasındaki farkı gördüm. Sonra bakıyorsun bu dil magazine dönüyor. Çünkü mesela Narin Güran’da orada bir çocuk katliamı yaşanmış. Duruşmada annenin saç boyası gündem oldu. Yüksel Güran’ın ağlamasından, oturuşundan kalkışına kadar bunu gündem yaptılar. Gülistan Doku dosyasından da gördük. Tecavüz edildiği, hamile bırakıldığı söylendi. Hani o da o yolu seçmeseymiş gibi bir algı oluşturuldu ve sürekli o tecavüz konusu öne çıkarıldı. Bu da bir yerden sonra gittikçe magazinselleşmeye başladı. Gülistan’ın sosyal yaşamından, özel yaşamına her şey öne serildi. Bu onun için bir eksi olarak gösterildi. Topluma da böyle lanse edildi. Haliyle bu çözüme değil, daha çok kadının hedef alınmasına neden oldu. Kimse şunu düşünmüyor yani soruşturmanın akıbetini engeller mi engellemez mi? Aileyi etkiler mi etkilemez mi? Bir bakıyoruz dijital medya da, ‘İlk önce ben öğrendim birazdan açıklayacağım. Kimsede olmayan bilgiyi yarım saat sonra açıklayacağım. Bu bile olaya ne kadar ciddiyetsizlikle yaklaşıldığını gösteriyor.” 

‘BİLİNÇLİ BİR POLİTİKA’

Yıllardır kadın ve çocuk katliamı ve tecavüzü davasını takip ettiğini dile getiren Şehriban Aslan, “Kadın katliamı dosyalarına baktığımızda gerçekten direkt özel hayatına giriliyor. Bu ülkede kadının kahkahasından, kaç çocuk doğuracağına kadar her şeyine müdahale edildi. Kadınların toplumda kahkaha atmaması gerektiğini, erkekleri tahrik ettiğini söylediler. Yani sistem makbul kadın yaratmaya çalışıyor” dedi. 

‘CEZASIZLIK POLİTİKASI’

Kürdistan bölgesinde özellikle özel savaş politikalarının uygulandığını da hatırlatan Şehriban Aslan, Gülistan dosyasında yetkililerin “ne yaparsam mubahtır” anlayışının görüldüğünü belirterek, “Kürt’e karşıysan devlet nezdinde ya da devlet içinde her türlü göreve gelebilirsin. Özel savaş politikalarına hizmet ediyorsan çok rahatlıkla Kürt’lere karşı her türlü her şeyi yapabilirsin. Katliam yapmakta, maddeye sürüklemekte, fuhuşa sürüklemekte meşrudur. Bunu devletin içinde birbirine verilen güçten görüyoruz. Birbirinden alınan güçten ve cezasızlıktır politikalarından görüyoruz. Sistemin kendisi yaratıyor, gönderiyor. Sen orada bunu yapacaksın. Zaten gençleri düşürürsen, onları asimile edersen mertebeden mertebeye atlarsın. Ki zaten gördük birçok kişi mesela Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki başhekim verileri sildikten sonra başka yere atanıyor. Tuhaftır ki; Tuncay Sonel kiminle çalışmışsa o kişiler mertebe atlamış. Mevki atlamış. Bu da aslında bir kişi üzerinden değil devletin o kişiye verdiği görevi ve görevini yerine getirdikçe mertebe atlamasıdır” dedi. 

‘ÖRGÜTLÜLÜĞÜ BÜYÜTMELİYİZ’

Şehriban Aslan, AKP’nin 23 yıllık iktidarı boyunca yürüttüğü politikalarla “makul kadın” yaratmaya çalıştığını ancak kadınların buna karşı mücadele ettiğini belirtti. Katliamlara karşı kadınların mücadelesinden vazgeçmediğinin somut göstergesinin Gülistan Doku davasında faillerin açığa çıkmasında gördüklerini kaydeden Şehriban Aslan, “Kadınlar hiçbir şekilde bıkmadan, usanmadan bu olayların üzerine gitmesi gerekiyor. Tıpkı Gülisan Doku’da, İpek Er’de olduğu gibi. Kadınlar bu kadar üstelemeseydi belki soruşturmalar ya da işte bu şu an saydığım kadınların uğradığı haksızlıklar ya da akıbetlerinin ne olduğunu bilmeyecektik. Kadınlar birbirine dokundukça ve o örgütlülüğü yükselttikçe aydınlanmayan kadın cinayeti ya da çocuk katliamı kalmaz” şeklinde konuştu. 

MA / Berivan Altan

Gazeteci Şehriban Aslan: Gülistan Doku dosyası özel savaşın bir özeti
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Nujin Medya ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!