“İsim Hakkı: Metropollerde Kürtçe İsimle Yaşamak” — Zilan Azad ile Kürtçe, Kimlik ve Kendi Diliyle Var Olmak Üzerine Söyleşi
Soru: Öncelikle sizi Ertuğrul Pirinççioğlu Röportaj Dalı Ödülü’ne layık görülen “İsim Hakkı: Metropollerde Kürtçe İsimle Yaşamak” röportajınızdan dolayı kutluyoruz. Bu ödülü aldığınızda neler hissettiniz?
Cevap:
Bazen çalışırken, hayatı sürdürmeye, hayatta kalmaya çalışırken yaptığımız işlerin karşılığını yalnızca maddi karşılıklar üzerinden düşünmeye başlayabiliyoruz. Haberin aldığı tık, gördüğü ilgi, aldığı beğeni ya da bunun maddi karşılığı üzerinden ölçülebiliyor yaptığımız işin değeri.
Ben normal şartlarda da karşılıklı takdirlerin, habere dair sohbetlerin, geri bildirimlerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hem haber merkezinin içinde hem farklı meslektaşlardan, okurlardan gelen geri dönüşler… Birbirimizin yaptığı habere dair bunların hepsi gazeteciliğin bir parçası ve çok kıymetli.
O yüzden ödülü aldığımda da benim için aslında böyle bir geri dönüş oldu. Her şeyin karşılığının maddi olmadığını bir kez daha hissettim. Yaptığım bir haberin, birilerinde karşılık bulduğunu, önemsendiğini görmek benim için çok kıymetliydi.
2. “İSİM HAKKI” FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Soru: “İsim Hakkı” başlığını seçmenizin temel nedeni neydi? Bu konuyu ele alma fikri nasıl ortaya çıktı?
Cevap:
Haber yaparken gündelik sıcak haber akışının dışında kendi gündemlerimi de kurmaya çalışıyorum. Anadili hakkı ve Kürtçe bunların başında geliyor. Çünkü bu topraklarda Kürtçe meselesi tali bir mesele değil.
Haberi yaptığım o dönem Kürt meselesinin demokratik çözümü yeniden tartışılırken bir yandan da “Kürt sorunu yoktur” diyen bir ses yükseliyordu. Kürtler ise taleplerini söylemeyi sürdürüyordu: anadilinde eğitim, statü, eşit yurttaşlık.
Bana kalırsa Kürtçeyi yalnızca “Kürtler asimile edildi” cümlesiyle anlatmak yetersizdi. Asıl merak ettiğim, bunun bugün insan hayatında neye denk geldiğiydi: Kürtçe konuşamayan bir çocuk, kendi dilinde okuyup yazamayan bir insan, çocuğuna kendi dilinde isim koyarken tereddüt eden bir anne-baba… “İsim hakkı” da bu gündemlerden doğdu.
Durup düşünüldüğünde bir çocuğa isim vermek sıradanmış gibi görünebiliyor. Ama Kürtler için isim meselesi hiçbir zaman sıradan olmadı. Kürtçe isimler meselesi dilin kamusal alanda ne kadar var olabildiği, insanın kimliğiyle ne kadar rahat yaşayabildiğiyle de ilgiliydi.
3. KÜRTÇE İSİM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Soru: Bir insanın kendi çocuğuna istediği ismi, özellikle de kendi ana dilindeki ismi verebilmesi sizce neden önemli?
Cevap:
Burada bir insanın dediğimiz kesim Kürtler oluyor. Kürtlerin kendi çocuğuna istediği ismi verebilmesinin karşılığı büyük bir ısrar. Nasıl bir ısrar? Nüfus müdürlüklerinde yaşananları biliyoruz.
Belki bugün koşullar daha fazla değişti, belki son 10 yılda doğan Kürt çocukları için nüfus müdürlüklerinde aynı katı prosedürler yaşanmıyor. Ama hepimizin aşina olduğu hikâyeler var: Bir çocuğun gerçek isminin, Kürtçe isminin kabul edilmemesi, ismin Türkçeleştirilmesi, nüfus memurlarıyla o isim üzerinden yaşanan tartışmalar…
Buna rağmen bir çocuğa Kürtçe isim koyabilmek, asimilasyona karşı bir ısrar.
İnsan başka biriyle karşılaştığında kendisi hakkında verdiği ilk bilgi ismi. İlk temas. “Merhaba, ben Zilan” dediğimde “Zilan” demekle “Zeynep” demek arasında bir fark var.
Çünkü bir kere Kürt olduğunun bilgisini veriyorsun. Belki Kürtlerin yoğun yaşadığı kentlerde bu kadar fark edilir bir ayrım olmayabilir. Ama Batı metropollerine, hatta sadece metropollere değil, Batı illerine, Anadolu’ya geldiğimizde, kendi isminle aslında Kürt olduğunu ilan ediyorsun.
Bütün bunlara rağmen Kürtçe isim koymaya dair bir ısrarın olması o yüzden çok önemli. Nüfus müdürlüklerinde o isimlerin kimliğe geçirilebilmesi için verilen ciddi mücadeleler oldu. Ola ki verilmedi; kimlikte yazılan Türkçe ismi reddeden, kendi çocuğuna Kürtçe ismiyle seslenmeyi sürdüren hikâyeleri de görüyoruz.
Sonuçta bir halkın kendi dilinde çocuklarına isim vermesi, o dilin ve o halkın varlığıyla ilgili de bir şey söylüyor.
4. METROPOLLERDE KÜRTÇE İSİMLE YAŞAMANIN SORUNLARI NELER?
Soru: Metropollerde yaşayan Kürtlerin çocuklarına Kürtçe isim koyma konusunda karşılaştıkları en önemli sorunlar neler?
Cevap:
Bunu haberdeki hikâyelerde de çok fazla gördük. Birincisi, kamu kurumlarında ya da kolluğun tavrında olan belirgin değişiklikler. Zaten Kürt olup da bir kollukla karşı karşıya gelmeme ihtimali herhalde çok düşüktür. Haberde konuştuğumuz hikâyelerin hemen hepsinde kolluk tarafından farklı bir tavır öne çıkıyordu.
Mesela toplumsal bir protestoyu düşünelim. 2911’den bir gözaltı yapılıyor, Güvenlik Şube geliyor. Ama Kürtlere karşı, neredeyse Terörle Mücadele Şubesi müdahale ediyormuş gibi bir tavır, bir müdahale biçimi oluyor.
Yani aynı olayın içinde Kürt olduğunuz anda size yönelen muamelenin değişmesi meselesi var. Bu da işin kamu kurumlarındaki, devlet nezdindeki tarafı.
Bunun dışında elbette kişilerin Kürtlere karşı tavrı da değişiyor. Metropoller daha kozmopolit alanlar, dolayısıyla insanların tavırları da birbirinden farklılaşabiliyor. Ama hâkim tavrın ne olduğunu da biliyoruz.
Mesela bir kişi, Kürtçe ismini duyduğunda 10. Yıl Marşı’nı okumaya başladığını anlatıyordu.
Ben de Kürtçe isim ve soyisimli yaşayan birisiyim. Benim üniversitede yaşadığım bir şey vardı mesela. Üniversiteye yeni geçmişim, öğrenci kulüplerinin tanıtım stantları olurdu. Bir ekoloji çalışmasının standının önünde durdum, ne yaptıklarını soruyorum. Normal bir şekilde bilgi alıyorum. İsmimi söyledim ve karşımdaki kişi bir anda tepki gösterdi:
“Kod ismini mi sorduk? Gerçek ismini söyle.”
Benim gerçek ismim. Ama karşımdaki insan için Kürtçe bir isim o kadar başka bir yere denk düşüyor ki, bunu söylediğim anda ismimi değil, bambaşka bir şeyi sorgulamaya başlıyor.
5. SİZİ EN ÇOK ETKİLEYEN TANIKLIK HANGİSİYDİ?
Soru: Röportajınız sırasında sizi en çok etkileyen veya düşündüren bir hikâye ya da tanıklık oldu mu?
Cevap:
Rozerin de benzer bir şey yaşamıştı. O da gözaltındayken ismi “kod isim” diye ele alınmış mesela.
Bir yandan da şöyle bir şey var: Kimlikte başka isim yazabiliyor gerçekten. “Kod isim” meselesi de buradan çıkıyor. Kimlikte farklı, kullanılan farklı.
E ama sen kimliğe yazmıyorsun, başka bir isim yazıyorsun. Çocuğuna koymak istediği isim o değil. Çocuğunun hayatını sürdürmesini istediği isim de o değil.
Ama aile de buna rağmen ısrar ediyor, çocuğuna Kürtçe ismiyle seslenmeye devam ediyor ve çocuk hayatını o isimle sürdürüyor. Okula gittiğinde “Benim kimlik ismim bu ama bunu kullanmıyorum” diyor. Çevresinde de ailesinin ona verdiği isimle biliniyor.
Ki böyle olmalıdır bu. İsimleri devletler veremez. İsimleri nüfus memurları veremez. Aile verir çocuğuna ismi. Kendi çocuğunun hayatını hangi isimle sürdüreceğine ailesi karar verir.
E bu durumun tam tersini düşündüğümüzde ne oluyor? Kimlikte başka bir isim var ama bu insana, örneğin, “Rozerin” deniyor. Kimlikteki ismi Rozerin değil diye Rozerin onun “kod ismi” oluyor.
Milyonlarca Kürt çocuğunun gerçek ismi kimliğinde yazmıyor zaten.
Dolayısıyla burada isim meselesinin nasıl bir güvenlik meselesine çevrildiğini de görüyorsun.
6. KÜRTÇE İSİMLER DİL VE KÜLTÜR AÇISINDAN NE İFADE EDİYOR?
Soru: Kürtçe isimlerin yalnızca bir isim tercihi değil, aynı zamanda dil ve kültür açısından bir anlam taşıdığını düşünüyor musunuz?
Cevap:
Kesinlikle düşünüyorum. Ama bunu “Atalarımızdan kaldı, onlar da bu isimleri kullanıyordu, biz de sürdürelim” gibi bir kültürel miras duygusuyla açıklamıyorum.
Kürtçe isimlerdeki ısrarı, Kürtçeden, dil politikalarından, buradaki yasakçı tutumlardan ve bu yasakçı tutumlara karşı gösterilen ısrardan bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Belki Cumhuriyet tarihinden önce bu, hayatın olağan akışıydı. Bir insan dünyaya geldiğinde, onu kendi diliyle tanımlayan bir isim veriliyordu.
“Ay ışığı” mı demek istedi çocuğuna? “Yeniden doğmak” mı? Belki “hasret”, belki özlemi çağrıştıran bir isim…
Aslında çok olağan bir şeyden söz ediyoruz. Çocuk doğuyor ve ailesi ona bir isim veriyor. O çocuk da hayatını o isimle sürdürüyor. Hangi isimle yaşaması gerektiğine kendi diliyle karar vermesi kadar doğal ne olabilir?
Ama Kürtler için bu bile bu kadar büyük bir engelse, “Kürtçeye dair hiçbir sorun yoktur” demenin gerçekçi bir karşılığı yok.
Zaten biz tam da buradan bir şey anlatmaya çalıştık: Kürtçe isimler meselesi bile problemliyken Kürtçe meselesini nasıl problemsiz görebiliriz?
O yüzden Kürtçe isimlerin sadece kültürel bir miras olmadığını düşünüyorum. Elbette bir hafıza, bir kültür, kuşaktan kuşağa aktarılan bir dil var. Ama bugün bir Kürt çocuğuna Kürtçe isim vermekte ısrar ediyorsanız, bunun tarihsel ve politik bir tarafı da var.
Çünkü o ismi verebilmenin kendisi bile uzun zamandır tartışmalı, müdahale edilen bir şey.
7. KÜRT GENÇLERİNİN DİLİYLE KURDUĞU İLİŞKİ DEĞİŞİYOR MU?
Soru: Büyük şehirlerde yaşayan Kürt gençlerinin kendi dilleriyle ve kültürleriyle kurduğu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:
Benim anladığım, daha çok şu: Şu anda bir şekilde dile, Kürtçeye, Kürt kimliğine bir dönüş yaşanıyor. Bunu mevcut süreçle birlikte söylemiyorum. Daha geriden gelen bir şeyden bahsediyorum.
Kendi ilkokul yıllarında baskılanan, Kürt kimliğinin ağırlığını yaşayan çocuklar büyüdüler. O 30-40 yıllık çatışmanın çocukları büyüdü. Çatışma sürecinin içinde iklim bambaşka olabilir ama o çocukların kendi yaşadıkları, maruz kaldıkları şeyler var. Ben de o çocuklardan birisiyim.
Ama şimdi dışarıdan baktığımda bir geri dönüş görüyorum. Kendi dilini daha çok sahiplenen, kendi ismine daha çok sahip çıkan bir kuşak var.
Belki küçüklüğünde isminden utandı, belki isminden dolayı zorlandı, belki de utandırıldı. Çünkü bir çocuk için dünyadaki en kötü şeylerden biri farklı olduğunu hissetmek. Bir toplamın içindesin ve o toplamın dışında olduğunu hissediyorsun. Farklı hissettiriliyorsun.
Ben mesela Düzce’ye taşındığımda bunun örneğini yaşadım. İlkokulda sınıfa sonradan dahil olduk, herkes birbirini tanıyor. Kardeşlerim de yanımda. Kendimizi tanıtırken isimlerimizi söyledik. Teneffüste “Pis Kürtler” denildi.
Ben de çocuk aklımla, “Küfür mü bu? Ne bu? Niye ben şu an hakarete uğruyorum?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Ben ismimi söylediğim anda farklı olduğumu zaten anlamışlardı. Ailem bana Zeynep ismini koymuş olsaydı belki bunu daha sonra anlayacaklardı.
Tabii burada Zeynep ismini koyan Kürt ile Zilan ismini koyan Kürt arasında da onlar için bir fark var. Politik olarak o farkı Türk anlıyor.
“Bunlar çocuklarına bu ismi koyduysa kesin teröristtir” diyor. Çocukların isimlerinden aileyi okumaya çalışıyor.
Hani “O iyi Kürt, bildiğin Kürtlerden değil” derler ya. İşte senin o “iyi Kürt” dediği kişi olmadığını anlıyor.
Dolayısıyla bu gibi baskılar nedeniyle gençlerin kendi isimleriyle kurduğu ilişki çocuklukta mecburen şekillendi. Çünkü o isim bir ağırlıktı. Ama bunun değiştiğini düşünüyorum.
Bence bu çocuklar bunu tersine çevirdi. İsminden utanmamak, diline daha çok sahip çıkmak, kendi ismini bir yük olmaktan çıkarıp bir dil meselesi, bir kimlik meselesi olarak sahiplenmek noktasına geldiler.
Ve bunun da baskılandığı yerden çıktığını düşünüyorum. Bu kadar baskılanmasaydı, belki bunlar bizim için zaten alelade şeyler olacaktı.
Ama Kürtler, baskılandığı yerden güçlenmeyi, orayı sahiplenmeyi, oranın üzerine daha fazla gitmeyi bilen bir halk.
8. AİLELER KÜRTÇE İSİM VERİRKEN HANGİ KAYGILARI YAŞIYOR?
Soru: Sizce aileler çocuklarına Kürtçe isim verirken hangi kaygıları taşıyor?
Cevap:
Birçok kaygı yaşıyorlar. Ama bu kaygıları konuşmaktan çok ailelere dair bir eleştirim olacak.
Çocuğa Kürtçe isim veriyor olmak başlı başına yeterli bir şey değil. Bunun, “Kürtlüğe dair bütün sorumluluğumu yerine getirdim” tavrına dönüşmemesi gerekiyor.
Evet, Kürtçe isim vermekle başlayacak. Ama sonra onu Kürtçeden uzaklaştırmamakla devam edecek.
Şimdi bakıyoruz, hepimizin, kendi ailemizin, kendi çevremizin, arkadaşlarımızın, Batı’da yaşayan Kürtlerin çoğunluğunda Kürtçe isimleri var. Ama hani biraz önce söylediğimiz o ısrar meselesi var ya; Kürtçeye dair yasakçı politikalara karşı bir ısrar.
Evet, bu ısrar çocuğa Kürtçe isim vermekle başlamış olabilir ama sürdürülmemişse orada bir eksiklik vardır. Ailelere dair eleştirim bu.
Tabii ki bu isimleri koyarken kaygılar yaşadılar. Çünkü Kürtçe bir isimle çocuğunu büyütmek, saldırıya açık olmak, hedefe açık olmak demek. Böyle bir sorumlulukla o ismi veriyorsun.
Kaygı yaşanmaz mı? Elbette yaşanır. Ama bu konuda çok bilinçli davranıldığını da açıkçası düşünmüyorum. Sadece Kürtçe isim vermek yetmez, bunu sürdürmek de gerekir.
9. KÜRTÇE KONUSUNDA TOPLUMSAL BİR DEĞİŞİM VAR MI?
Soru: Son yıllarda Kürtçe konusunda toplumsal alanda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Cevap:
Önemli bir değişiklik görüyorum.
Ben bunu daha öncesinde Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Şehmus Kurt ile konuşmuştum.
“Kürtçe anlıyorum ama konuşamıyorum” cümlesiyle başlayan bir yerde, bunun aslında asimilasyon, baskılama, yasaklama gibi bir sürece maruz kalan dil için doğal bir süreç olduğunu, sadece algıda kalan bir dilden ifade etmeye geçmenin kolay olmadığını anlatmıştı.
Ve bu baskı ve dışlanma dönemlerinden sonra genellikle bir dil canlandırma sürecinin başladığını söylemişti.
Ben de şimdi Kürtçenin tam olarak böyle bir dil canlandırma sürecinde olduğunu düşünüyorum.
Tabii ki çözüm süreci gündemi olduğu için de Kürtlerin talepleri konuşulur hale geldi. Ama bununla birlikte dil de kendi içerisinde bir canlanma yaşıyor.
Dilin aktivistleri, eğitimcileri, yazarları bu dil üzerine yeniden daha fazla çalışmaya başlıyor. İnsanlar Kürtçeye rağbet ediyor, bu dili konuşmak istiyor, bu dil üzerine eğitimler alıyor.
Bireysel çabalarla bir yere varması tabii ki kolay değil. Burada toplumsal değişimle birlikte bir an önce eğitim meselesinin de konuşulması, planlanması gerekiyor. Çok dilli eğitim modelleri üzerine tartışılması gerekiyor.
O zaman bu değişim zaten bir sonuca varabilecek bir şey olacak.
10. DİL VE KİMLİK HABERLERİNDE GAZETECİNİN SORUMLULUĞU NEDİR?
Soru: Gazetecilik açısından baktığınızda, dil ve kimlik gibi hassas konuları haberleştirirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Cevap:
Hak mücadeleleriyle, hak talepleriyle ilgili haberlerde, gazetecinin çok kritik bir sorumluluğu var bence: Sorunu doğru anlatabilmek.
Bunu doğru anlatırken de tabii ki dramatize etmeden, ajite etmeden, sırf okunsun, tıklansın kaygısıyla meseleyi büyütmeden, en somut, en net, meselenin ne olduğunu ortaya çıkaran yerden bir dil kurmak gerekiyor.
Ama bu çok sevilen bir şey değil. Gazetecilik açısından baktığımızda daha çok ilgi çeken, daha fazla ajite edilen, daha dramatik, daha vahim, daha korkunç hale getirilen haberler öne çıkıyor.
Zaten bu meseleler okunması, ilgi çekmesi kolay meseleler değil. Çünkü bir yandan herkes bu meseleleri “zaten” bildiğini düşünüyor.
Kürtler kendi mücadelelerini, dil ve kimlik meselelerini “zaten biliyor”.
Kürtlerin dışında bu meselelere duyarlı olduğunu belirten insanlar da “Evet, ben de Kürtçeye statü istiyorum” diyor. Ama her şey talep ve temenni üzerinden gidince, bunun bir adım ötesindeki haberlere ilgi olmayabiliyor.
E peki, tamam. Anadilinde eğitim istiyoruz. Kürtçeye statü istiyoruz. Peki nasıl olacak bu?
Mesela Rojava’da görüyoruz. Bir entegrasyon süreci başladı. Ve ardından Kürtçe eğitimi 3 saatle sınırlandıran bir kararname çıktı.
Bu meseleler kararnameler çıktıktan sonra tartışılabilecek, yeniden dönülebilecek meseleler değil. Bir kararname çıkacaksa, o kararname çıkana kadar neyin nasıl olması gerektiğinin toplum tarafından anlaşılması ve sonra dizayn edilmesi gerekiyor.
Bu yüzden bunun üç dört cümlelik bir talep olarak kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar köklü bir sorunu “anadilinde eğitim”, “Kürtçeye statü” gibi birkaç kalıpla anlatabilir miyiz gerçekten?
Nasıl olacak bu? Hangi eğitim modeli olacak? Nasıl uygulanacak? Toplum bunun üzerine ne düşünüyor, akademisyenlerin önerileri ne?
Benim haberlerde yapmaya çalıştığım yer de biraz burası. Talebi söyleyip bırakmak değil, o talebin nasıl karşılık bulabileceğini, hayatta nasıl karşılığının olacağını konuşmak.
11. BU ÖDÜL GAZETECİLİK YOLCULUĞUNUZ İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Soru: Bu ödülün sizin gazetecilik yolculuğunuz açısından nasıl bir anlamı var?
Cevap:
Öncelikle mesleğin çok başında ve hâlâ bir yandan üretirken bir yandan öğrenmeye devam ederken böyle bir ödülün çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Ama bir yandan da ödüle çok büyük bir şey biçmedim aslında. Sevindim, mutlu oldum. Sonrasında da biraz unuttuğum bir şeye dönüştü.
Benim için daha önemli olan Kürtçeye dair bir meselenin daha görünür olmasıydı.
Çünkü belki ödülü alana kadar bu kadar okunmuş bir haber değildi. Ya da fark edildiyse de daha çok belirli kesimler tarafından, bu meselelerle ilgilenen insanlar tarafından okunmuş bir haberdi.
Ama Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne baktığımızda, farklı mecralardan, farklı alanlardan insanların bir araya geldiği bir yapıdan böyle bir ödül verilmesi, haberin o çevrenin dışına da çıkması açısından iyi oldu tabii.
Benim için asıl kıymetli olan bu.
12. BUNDAN SONRA HANGİ KONULARIN PEŞİNDEN GİDECEKSİNİZ?
Soru: Bundan sonraki süreçte özellikle ele almak istediğiniz konular veya hazırlamak istediğiniz röportajlar var mı?
Cevap:
Ben bundan sonra biraz daha kendi gazeteciliğimin peşinden gitmek istiyorum. Yani gündemin beni nereye sürüklediğinden çok, benim neyi anlatmak istediğime biraz daha bakmak istiyorum.
Gazetecilikte beni ilgilendiren şey biraz da bir meselenin kendisi kadar, o meselenin insanın hayatında neye karşılık geldiği ve buradan sonra ne yapılabileceği.
Bir sorunu anlatıp orada bırakmak istemiyorum. Mümkün olduğunca o sorunun nasıl ortaya çıktığını, insanların bunun karşısında ne yaptığını ve neyin değişebileceğini de konuşmak istiyorum.
13. GENÇ GAZETECİLERE NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Soru: Genç gazetecilere, özellikle kendi dili ve kültürü üzerine çalışma yapmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?
Cevap:
Birbirimizle daha fazla temas halinde olmayı, belki birlikte de çalışabilmeyi çok isterim.
Çünkü köklü bir sorun, tek tek yaptığımız haberlerle çok kıymetli işler ortaya çıksa da, birlikte gerçekten buraların üzerine çalıştığımızda başka bir yere gidebilir.
Herkes çok güzel işler yapıyor. Baktığımda, okuduğumda hoşuma giden, takdir ettiğim o kadar çok güzel iş var ki. Bu da beni çok mutlu ediyor.
Özellikle anadili günü için yapılan çalışmalar mesela… Tabii ki belirli takvimlere sabit kalmamalıyız ama artık bir hafta öncesinden başlayan dosyalar, çalışmalar çok hoşuma gidiyor.
Örneğin geçtiğimiz yıl Mezopotamya Ajansı’nın yaptığı çalışmalar gerçekten merakla “Bugün ne gelecek?” diye baktığım işlerdi. Çok güzeldi.
Bence bunları devam ettirmek gerekiyor. Birbirimizle daha fazla temas halinde olup, bu meselelerin üzerine birlikte daha fazla çalışalım isterim.
14. GENÇ GAZETECİLERE VE OKURLARA MESAJINIZ NEDİR?
Soru: Son olarak sizi takip edenlere ve bu ödül sürecinde yanınızda olanlara ne söylemek istersiniz?
Cevap:
Çok zor şartlar altında çalıştığımızı düşünüyorum. Yani gazetecilik yapmak, hayatta kalmak, bu ısrarı sürdürmek ve bunu ifade özgürlüğünün bu kadar baskı altında olduğu bir dönemde yapmak çok zor.
Bunu Kürt olarak yapmak, kadın olarak yapmak, genç olarak yapmak da ayrıca zor.
Benim gibi buralarda gazetecilik yapmaya çalışan, zorlanan sayısız genç gazetecinin olduğunu biliyorum. Hepsinin yaptığı işlerin arkasında nasıl bir emek olduğunu, nasıl zorluklar olduğunu o kadar biliyorum ve hissediyorum ki, genç gazetecilerin yaptığı işler benim için bu yüzden çok daha kıymetli oluyor.
Sadece haber yapabilmek uğruna çok düşük ücretlerle, çok yoğun mesailerle, hayatta kendisine hiçbir alan kalmadığı yerde birileri bu işi yapmaya devam ediyorsa, burada bir şey vardır.
Ve bunu bu kadar özenle, bu kadar etik yapmaya devam ediyorsa, yaşadığı bütün baskılara, bütün zorluklara rağmen devam ediyorsa, orada bir şey var.
O olan şeyi takip etmek, takdir etmek, güçlendirmek çok önemli.
Bunu kesinlikle sadece kendim için söylemiyorum. İş yapmaya çalışan çok fazla meslektaşım var.
Özellikle bu toprakların sorunuyla doğmuş, bu sorunun içinden gelen, bu sorunu çok iyi görebilen, çok iyi hissedebilen, çok iyi tespit edebilen kişiler bunlar.
Onların yaptıkları işe bir bakalım. Çünkü burada bir kıymet var. Altı boş değil oranın.
🎙️ KAPANIŞ | KENDİ DİLİYLE VAR OLMAK
Soru: “Bir cümleyle, kendi diliyle var olmak sizin için ne ifade ediyor?”
Cevap:
Kapanış sorusunu Kürtçeden koparılmış çocuklar üzerinden kurmak isterim. Çünkü kendi dilleriyle var olma deneyimini hiç yaşayamadılar.
Bugün konuşmamız gereken şeylerden biri de o çocukların kendi dillerine yeniden dönebileceği bir hayatı kurmak.
Çünkü:
“Dar li ser koka xwe, mirov li ser zimanê xwe şîn dibe.”
1. ÖDÜLÜ ALDIĞINIZDA NELER HİSSETTİNİZ?
Soru: Öncelikle sizi Ertuğrul Pirinççioğlu Röportaj Dalı Ödülü’ne layık görülen “İsim Hakkı: Metropollerde Kürtçe İsimle Yaşamak” röportajınızdan dolayı kutluyoruz. Bu ödülü aldığınızda neler hissettiniz?
Cevap:
Bazen çalışırken, hayatı sürdürmeye, hayatta kalmaya çalışırken yaptığımız işlerin karşılığını yalnızca maddi karşılıklar üzerinden düşünmeye başlayabiliyoruz. Haberin aldığı tık, gördüğü ilgi, aldığı beğeni ya da bunun maddi karşılığı üzerinden ölçülebiliyor yaptığımız işin değeri.
Ben normal şartlarda da karşılıklı takdirlerin, habere dair sohbetlerin, geri bildirimlerin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hem haber merkezinin içinde hem farklı meslektaşlardan, okurlardan gelen geri dönüşler… Birbirimizin yaptığı habere dair bunların hepsi gazeteciliğin bir parçası ve çok kıymetli.
O yüzden ödülü aldığımda da benim için aslında böyle bir geri dönüş oldu. Her şeyin karşılığının maddi olmadığını bir kez daha hissettim. Yaptığım bir haberin, birilerinde karşılık bulduğunu, önemsendiğini görmek benim için çok kıymetliydi.
2. “İSİM HAKKI” FİKRİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Soru: “İsim Hakkı” başlığını seçmenizin temel nedeni neydi? Bu konuyu ele alma fikri nasıl ortaya çıktı?
Cevap:
Haber yaparken gündelik sıcak haber akışının dışında kendi gündemlerimi de kurmaya çalışıyorum. Anadili hakkı ve Kürtçe bunların başında geliyor. Çünkü bu topraklarda Kürtçe meselesi tali bir mesele değil.
Haberi yaptığım o dönem Kürt meselesinin demokratik çözümü yeniden tartışılırken bir yandan da “Kürt sorunu yoktur” diyen bir ses yükseliyordu. Kürtler ise taleplerini söylemeyi sürdürüyordu: anadilinde eğitim, statü, eşit yurttaşlık.
Bana kalırsa Kürtçeyi yalnızca “Kürtler asimile edildi” cümlesiyle anlatmak yetersizdi. Asıl merak ettiğim, bunun bugün insan hayatında neye denk geldiğiydi: Kürtçe konuşamayan bir çocuk, kendi dilinde okuyup yazamayan bir insan, çocuğuna kendi dilinde isim koyarken tereddüt eden bir anne-baba… “İsim hakkı” da bu gündemlerden doğdu.
Durup düşünüldüğünde bir çocuğa isim vermek sıradanmış gibi görünebiliyor. Ama Kürtler için isim meselesi hiçbir zaman sıradan olmadı. Kürtçe isimler meselesi dilin kamusal alanda ne kadar var olabildiği, insanın kimliğiyle ne kadar rahat yaşayabildiğiyle de ilgiliydi.
3. KÜRTÇE İSİM VERMEK NEDEN ÖNEMLİ?
Soru: Bir insanın kendi çocuğuna istediği ismi, özellikle de kendi ana dilindeki ismi verebilmesi sizce neden önemli?
Cevap:
Burada bir insanın dediğimiz kesim Kürtler oluyor. Kürtlerin kendi çocuğuna istediği ismi verebilmesinin karşılığı büyük bir ısrar. Nasıl bir ısrar? Nüfus müdürlüklerinde yaşananları biliyoruz.
Belki bugün koşullar daha fazla değişti, belki son 10 yılda doğan Kürt çocukları için nüfus müdürlüklerinde aynı katı prosedürler yaşanmıyor. Ama hepimizin aşina olduğu hikâyeler var: Bir çocuğun gerçek isminin, Kürtçe isminin kabul edilmemesi, ismin Türkçeleştirilmesi, nüfus memurlarıyla o isim üzerinden yaşanan tartışmalar…
Buna rağmen bir çocuğa Kürtçe isim koyabilmek, asimilasyona karşı bir ısrar.
İnsan başka biriyle karşılaştığında kendisi hakkında verdiği ilk bilgi ismi. İlk temas. “Merhaba, ben Zilan” dediğimde “Zilan” demekle “Zeynep” demek arasında bir fark var.
Çünkü bir kere Kürt olduğunun bilgisini veriyorsun. Belki Kürtlerin yoğun yaşadığı kentlerde bu kadar fark edilir bir ayrım olmayabilir. Ama Batı metropollerine, hatta sadece metropollere değil, Batı illerine, Anadolu’ya geldiğimizde, kendi isminle aslında Kürt olduğunu ilan ediyorsun.
Bütün bunlara rağmen Kürtçe isim koymaya dair bir ısrarın olması o yüzden çok önemli. Nüfus müdürlüklerinde o isimlerin kimliğe geçirilebilmesi için verilen ciddi mücadeleler oldu. Ola ki verilmedi; kimlikte yazılan Türkçe ismi reddeden, kendi çocuğuna Kürtçe ismiyle seslenmeyi sürdüren hikâyeleri de görüyoruz.
Sonuçta bir halkın kendi dilinde çocuklarına isim vermesi, o dilin ve o halkın varlığıyla ilgili de bir şey söylüyor.
4. METROPOLLERDE KÜRTÇE İSİMLE YAŞAMANIN SORUNLARI NELER?
Soru: Metropollerde yaşayan Kürtlerin çocuklarına Kürtçe isim koyma konusunda karşılaştıkları en önemli sorunlar neler?
Cevap:
Bunu haberdeki hikâyelerde de çok fazla gördük. Birincisi, kamu kurumlarında ya da kolluğun tavrında olan belirgin değişiklikler. Zaten Kürt olup da bir kollukla karşı karşıya gelmeme ihtimali herhalde çok düşüktür. Haberde konuştuğumuz hikâyelerin hemen hepsinde kolluk tarafından farklı bir tavır öne çıkıyordu.
Mesela toplumsal bir protestoyu düşünelim. 2911’den bir gözaltı yapılıyor, Güvenlik Şube geliyor. Ama Kürtlere karşı, neredeyse Terörle Mücadele Şubesi müdahale ediyormuş gibi bir tavır, bir müdahale biçimi oluyor.
Yani aynı olayın içinde Kürt olduğunuz anda size yönelen muamelenin değişmesi meselesi var. Bu da işin kamu kurumlarındaki, devlet nezdindeki tarafı.
Bunun dışında elbette kişilerin Kürtlere karşı tavrı da değişiyor. Metropoller daha kozmopolit alanlar, dolayısıyla insanların tavırları da birbirinden farklılaşabiliyor. Ama hâkim tavrın ne olduğunu da biliyoruz.
Mesela bir kişi, Kürtçe ismini duyduğunda 10. Yıl Marşı’nı okumaya başladığını anlatıyordu.
Ben de Kürtçe isim ve soyisimli yaşayan birisiyim. Benim üniversitede yaşadığım bir şey vardı mesela. Üniversiteye yeni geçmişim, öğrenci kulüplerinin tanıtım stantları olurdu. Bir ekoloji çalışmasının standının önünde durdum, ne yaptıklarını soruyorum. Normal bir şekilde bilgi alıyorum. İsmimi söyledim ve karşımdaki kişi bir anda tepki gösterdi:
“Kod ismini mi sorduk? Gerçek ismini söyle.”
Benim gerçek ismim. Ama karşımdaki insan için Kürtçe bir isim o kadar başka bir yere denk düşüyor ki, bunu söylediğim anda ismimi değil, bambaşka bir şeyi sorgulamaya başlıyor.
5. SİZİ EN ÇOK ETKİLEYEN TANIKLIK HANGİSİYDİ?
Soru: Röportajınız sırasında sizi en çok etkileyen veya düşündüren bir hikâye ya da tanıklık oldu mu?
Cevap:
Rozerin de benzer bir şey yaşamıştı. O da gözaltındayken ismi “kod isim” diye ele alınmış mesela.
Bir yandan da şöyle bir şey var: Kimlikte başka isim yazabiliyor gerçekten. “Kod isim” meselesi de buradan çıkıyor. Kimlikte farklı, kullanılan farklı.
E ama sen kimliğe yazmıyorsun, başka bir isim yazıyorsun. Çocuğuna koymak istediği isim o değil. Çocuğunun hayatını sürdürmesini istediği isim de o değil.
Ama aile de buna rağmen ısrar ediyor, çocuğuna Kürtçe ismiyle seslenmeye devam ediyor ve çocuk hayatını o isimle sürdürüyor. Okula gittiğinde “Benim kimlik ismim bu ama bunu kullanmıyorum” diyor. Çevresinde de ailesinin ona verdiği isimle biliniyor.
Ki böyle olmalıdır bu. İsimleri devletler veremez. İsimleri nüfus memurları veremez. Aile verir çocuğuna ismi. Kendi çocuğunun hayatını hangi isimle sürdüreceğine ailesi karar verir.
E bu durumun tam tersini düşündüğümüzde ne oluyor? Kimlikte başka bir isim var ama bu insana, örneğin, “Rozerin” deniyor. Kimlikteki ismi Rozerin değil diye Rozerin onun “kod ismi” oluyor.
Milyonlarca Kürt çocuğunun gerçek ismi kimliğinde yazmıyor zaten.
Dolayısıyla burada isim meselesinin nasıl bir güvenlik meselesine çevrildiğini de görüyorsun.
6. KÜRTÇE İSİMLER DİL VE KÜLTÜR AÇISINDAN NE İFADE EDİYOR?
Soru: Kürtçe isimlerin yalnızca bir isim tercihi değil, aynı zamanda dil ve kültür açısından bir anlam taşıdığını düşünüyor musunuz?
Cevap:
Kesinlikle düşünüyorum. Ama bunu “Atalarımızdan kaldı, onlar da bu isimleri kullanıyordu, biz de sürdürelim” gibi bir kültürel miras duygusuyla açıklamıyorum.
Kürtçe isimlerdeki ısrarı, Kürtçeden, dil politikalarından, buradaki yasakçı tutumlardan ve bu yasakçı tutumlara karşı gösterilen ısrardan bağımsız düşünmemek gerekiyor.
Belki Cumhuriyet tarihinden önce bu, hayatın olağan akışıydı. Bir insan dünyaya geldiğinde, onu kendi diliyle tanımlayan bir isim veriliyordu.
“Ay ışığı” mı demek istedi çocuğuna? “Yeniden doğmak” mı? Belki “hasret”, belki özlemi çağrıştıran bir isim…
Aslında çok olağan bir şeyden söz ediyoruz. Çocuk doğuyor ve ailesi ona bir isim veriyor. O çocuk da hayatını o isimle sürdürüyor. Hangi isimle yaşaması gerektiğine kendi diliyle karar vermesi kadar doğal ne olabilir?
Ama Kürtler için bu bile bu kadar büyük bir engelse, “Kürtçeye dair hiçbir sorun yoktur” demenin gerçekçi bir karşılığı yok.
Zaten biz tam da buradan bir şey anlatmaya çalıştık: Kürtçe isimler meselesi bile problemliyken Kürtçe meselesini nasıl problemsiz görebiliriz?
O yüzden Kürtçe isimlerin sadece kültürel bir miras olmadığını düşünüyorum. Elbette bir hafıza, bir kültür, kuşaktan kuşağa aktarılan bir dil var. Ama bugün bir Kürt çocuğuna Kürtçe isim vermekte ısrar ediyorsanız, bunun tarihsel ve politik bir tarafı da var.
Çünkü o ismi verebilmenin kendisi bile uzun zamandır tartışmalı, müdahale edilen bir şey.
7. KÜRT GENÇLERİNİN DİLİYLE KURDUĞU İLİŞKİ DEĞİŞİYOR MU?
Soru: Büyük şehirlerde yaşayan Kürt gençlerinin kendi dilleriyle ve kültürleriyle kurduğu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap:
Benim anladığım, daha çok şu: Şu anda bir şekilde dile, Kürtçeye, Kürt kimliğine bir dönüş yaşanıyor. Bunu mevcut süreçle birlikte söylemiyorum. Daha geriden gelen bir şeyden bahsediyorum.
Kendi ilkokul yıllarında baskılanan, Kürt kimliğinin ağırlığını yaşayan çocuklar büyüdüler. O 30-40 yıllık çatışmanın çocukları büyüdü. Çatışma sürecinin içinde iklim bambaşka olabilir ama o çocukların kendi yaşadıkları, maruz kaldıkları şeyler var. Ben de o çocuklardan birisiyim.
Ama şimdi dışarıdan baktığımda bir geri dönüş görüyorum. Kendi dilini daha çok sahiplenen, kendi ismine daha çok sahip çıkan bir kuşak var.
Belki küçüklüğünde isminden utandı, belki isminden dolayı zorlandı, belki de utandırıldı. Çünkü bir çocuk için dünyadaki en kötü şeylerden biri farklı olduğunu hissetmek. Bir toplamın içindesin ve o toplamın dışında olduğunu hissediyorsun. Farklı hissettiriliyorsun.
Ben mesela Düzce’ye taşındığımda bunun örneğini yaşadım. İlkokulda sınıfa sonradan dahil olduk, herkes birbirini tanıyor. Kardeşlerim de yanımda. Kendimizi tanıtırken isimlerimizi söyledik. Teneffüste “Pis Kürtler” denildi.
Ben de çocuk aklımla, “Küfür mü bu? Ne bu? Niye ben şu an hakarete uğruyorum?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Ben ismimi söylediğim anda farklı olduğumu zaten anlamışlardı. Ailem bana Zeynep ismini koymuş olsaydı belki bunu daha sonra anlayacaklardı.
Tabii burada Zeynep ismini koyan Kürt ile Zilan ismini koyan Kürt arasında da onlar için bir fark var. Politik olarak o farkı Türk anlıyor.
“Bunlar çocuklarına bu ismi koyduysa kesin teröristtir” diyor. Çocukların isimlerinden aileyi okumaya çalışıyor.
Hani “O iyi Kürt, bildiğin Kürtlerden değil” derler ya. İşte senin o “iyi Kürt” dediği kişi olmadığını anlıyor.
Dolayısıyla bu gibi baskılar nedeniyle gençlerin kendi isimleriyle kurduğu ilişki çocuklukta mecburen şekillendi. Çünkü o isim bir ağırlıktı. Ama bunun değiştiğini düşünüyorum.
Bence bu çocuklar bunu tersine çevirdi. İsminden utanmamak, diline daha çok sahip çıkmak, kendi ismini bir yük olmaktan çıkarıp bir dil meselesi, bir kimlik meselesi olarak sahiplenmek noktasına geldiler.
Ve bunun da baskılandığı yerden çıktığını düşünüyorum. Bu kadar baskılanmasaydı, belki bunlar bizim için zaten alelade şeyler olacaktı.
Ama Kürtler, baskılandığı yerden güçlenmeyi, orayı sahiplenmeyi, oranın üzerine daha fazla gitmeyi bilen bir halk.
8. AİLELER KÜRTÇE İSİM VERİRKEN HANGİ KAYGILARI YAŞIYOR?
Soru: Sizce aileler çocuklarına Kürtçe isim verirken hangi kaygıları taşıyor?
Cevap:
Birçok kaygı yaşıyorlar. Ama bu kaygıları konuşmaktan çok ailelere dair bir eleştirim olacak.
Çocuğa Kürtçe isim veriyor olmak başlı başına yeterli bir şey değil. Bunun, “Kürtlüğe dair bütün sorumluluğumu yerine getirdim” tavrına dönüşmemesi gerekiyor.
Evet, Kürtçe isim vermekle başlayacak. Ama sonra onu Kürtçeden uzaklaştırmamakla devam edecek.
Şimdi bakıyoruz, hepimizin, kendi ailemizin, kendi çevremizin, arkadaşlarımızın, Batı’da yaşayan Kürtlerin çoğunluğunda Kürtçe isimleri var. Ama hani biraz önce söylediğimiz o ısrar meselesi var ya; Kürtçeye dair yasakçı politikalara karşı bir ısrar.
Evet, bu ısrar çocuğa Kürtçe isim vermekle başlamış olabilir ama sürdürülmemişse orada bir eksiklik vardır. Ailelere dair eleştirim bu.
Tabii ki bu isimleri koyarken kaygılar yaşadılar. Çünkü Kürtçe bir isimle çocuğunu büyütmek, saldırıya açık olmak, hedefe açık olmak demek. Böyle bir sorumlulukla o ismi veriyorsun.
Kaygı yaşanmaz mı? Elbette yaşanır. Ama bu konuda çok bilinçli davranıldığını da açıkçası düşünmüyorum. Sadece Kürtçe isim vermek yetmez, bunu sürdürmek de gerekir.
9. KÜRTÇE KONUSUNDA TOPLUMSAL BİR DEĞİŞİM VAR MI?
Soru: Son yıllarda Kürtçe konusunda toplumsal alanda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?
Cevap:
Önemli bir değişiklik görüyorum.
Ben bunu daha öncesinde Mardin Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili ve Kültürü Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Şehmus Kurt ile konuşmuştum.
“Kürtçe anlıyorum ama konuşamıyorum” cümlesiyle başlayan bir yerde, bunun aslında asimilasyon, baskılama, yasaklama gibi bir sürece maruz kalan dil için doğal bir süreç olduğunu, sadece algıda kalan bir dilden ifade etmeye geçmenin kolay olmadığını anlatmıştı.
Ve bu baskı ve dışlanma dönemlerinden sonra genellikle bir dil canlandırma sürecinin başladığını söylemişti.
Ben de şimdi Kürtçenin tam olarak böyle bir dil canlandırma sürecinde olduğunu düşünüyorum.
Tabii ki çözüm süreci gündemi olduğu için de Kürtlerin talepleri konuşulur hale geldi. Ama bununla birlikte dil de kendi içerisinde bir canlanma yaşıyor.
Dilin aktivistleri, eğitimcileri, yazarları bu dil üzerine yeniden daha fazla çalışmaya başlıyor. İnsanlar Kürtçeye rağbet ediyor, bu dili konuşmak istiyor, bu dil üzerine eğitimler alıyor.
Bireysel çabalarla bir yere varması tabii ki kolay değil. Burada toplumsal değişimle birlikte bir an önce eğitim meselesinin de konuşulması, planlanması gerekiyor. Çok dilli eğitim modelleri üzerine tartışılması gerekiyor.
O zaman bu değişim zaten bir sonuca varabilecek bir şey olacak.
10. DİL VE KİMLİK HABERLERİNDE GAZETECİNİN SORUMLULUĞU NEDİR?
Soru: Gazetecilik açısından baktığınızda, dil ve kimlik gibi hassas konuları haberleştirirken en çok nelere dikkat ediyorsunuz?
Cevap:
Hak mücadeleleriyle, hak talepleriyle ilgili haberlerde, gazetecinin çok kritik bir sorumluluğu var bence: Sorunu doğru anlatabilmek.
Bunu doğru anlatırken de tabii ki dramatize etmeden, ajite etmeden, sırf okunsun, tıklansın kaygısıyla meseleyi büyütmeden, en somut, en net, meselenin ne olduğunu ortaya çıkaran yerden bir dil kurmak gerekiyor.
Ama bu çok sevilen bir şey değil. Gazetecilik açısından baktığımızda daha çok ilgi çeken, daha fazla ajite edilen, daha dramatik, daha vahim, daha korkunç hale getirilen haberler öne çıkıyor.
Zaten bu meseleler okunması, ilgi çekmesi kolay meseleler değil. Çünkü bir yandan herkes bu meseleleri “zaten” bildiğini düşünüyor.
Kürtler kendi mücadelelerini, dil ve kimlik meselelerini “zaten biliyor”.
Kürtlerin dışında bu meselelere duyarlı olduğunu belirten insanlar da “Evet, ben de Kürtçeye statü istiyorum” diyor. Ama her şey talep ve temenni üzerinden gidince, bunun bir adım ötesindeki haberlere ilgi olmayabiliyor.
E peki, tamam. Anadilinde eğitim istiyoruz. Kürtçeye statü istiyoruz. Peki nasıl olacak bu?
Mesela Rojava’da görüyoruz. Bir entegrasyon süreci başladı. Ve ardından Kürtçe eğitimi 3 saatle sınırlandıran bir kararname çıktı.
Bu meseleler kararnameler çıktıktan sonra tartışılabilecek, yeniden dönülebilecek meseleler değil. Bir kararname çıkacaksa, o kararname çıkana kadar neyin nasıl olması gerektiğinin toplum tarafından anlaşılması ve sonra dizayn edilmesi gerekiyor.
Bu yüzden bunun üç dört cümlelik bir talep olarak kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar köklü bir sorunu “anadilinde eğitim”, “Kürtçeye statü” gibi birkaç kalıpla anlatabilir miyiz gerçekten?
Nasıl olacak bu? Hangi eğitim modeli olacak? Nasıl uygulanacak? Toplum bunun üzerine ne düşünüyor, akademisyenlerin önerileri ne?
Benim haberlerde yapmaya çalıştığım yer de biraz burası. Talebi söyleyip bırakmak değil, o talebin nasıl karşılık bulabileceğini, hayatta nasıl karşılığının olacağını konuşmak.
11. BU ÖDÜL GAZETECİLİK YOLCULUĞUNUZ İÇİN NE İFADE EDİYOR?
Soru: Bu ödülün sizin gazetecilik yolculuğunuz açısından nasıl bir anlamı var?
Cevap:
Öncelikle mesleğin çok başında ve hâlâ bir yandan üretirken bir yandan öğrenmeye devam ederken böyle bir ödülün çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.
Ama bir yandan da ödüle çok büyük bir şey biçmedim aslında. Sevindim, mutlu oldum. Sonrasında da biraz unuttuğum bir şeye dönüştü.
Benim için daha önemli olan Kürtçeye dair bir meselenin daha görünür olmasıydı.
Çünkü belki ödülü alana kadar bu kadar okunmuş bir haber değildi. Ya da fark edildiyse de daha çok belirli kesimler tarafından, bu meselelerle ilgilenen insanlar tarafından okunmuş bir haberdi.
Ama Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne baktığımızda, farklı mecralardan, farklı alanlardan insanların bir araya geldiği bir yapıdan böyle bir ödül verilmesi, haberin o çevrenin dışına da çıkması açısından iyi oldu tabii.
Benim için asıl kıymetli olan bu.
12. BUNDAN SONRA HANGİ KONULARIN PEŞİNDEN GİDECEKSİNİZ?
Soru: Bundan sonraki süreçte özellikle ele almak istediğiniz konular veya hazırlamak istediğiniz röportajlar var mı?
Cevap:
Ben bundan sonra biraz daha kendi gazeteciliğimin peşinden gitmek istiyorum. Yani gündemin beni nereye sürüklediğinden çok, benim neyi anlatmak istediğime biraz daha bakmak istiyorum.
Gazetecilikte beni ilgilendiren şey biraz da bir meselenin kendisi kadar, o meselenin insanın hayatında neye karşılık geldiği ve buradan sonra ne yapılabileceği.
Bir sorunu anlatıp orada bırakmak istemiyorum. Mümkün olduğunca o sorunun nasıl ortaya çıktığını, insanların bunun karşısında ne yaptığını ve neyin değişebileceğini de konuşmak istiyorum.
13. GENÇ GAZETECİLERE NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?
Soru: Genç gazetecilere, özellikle kendi dili ve kültürü üzerine çalışma yapmak isteyenlere ne söylemek istersiniz?
Cevap:
Birbirimizle daha fazla temas halinde olmayı, belki birlikte de çalışabilmeyi çok isterim.
Çünkü köklü bir sorun, tek tek yaptığımız haberlerle çok kıymetli işler ortaya çıksa da, birlikte gerçekten buraların üzerine çalıştığımızda başka bir yere gidebilir.
Herkes çok güzel işler yapıyor. Baktığımda, okuduğumda hoşuma giden, takdir ettiğim o kadar çok güzel iş var ki. Bu da beni çok mutlu ediyor.
Özellikle anadili günü için yapılan çalışmalar mesela… Tabii ki belirli takvimlere sabit kalmamalıyız ama artık bir hafta öncesinden başlayan dosyalar, çalışmalar çok hoşuma gidiyor.
Örneğin geçtiğimiz yıl Mezopotamya Ajansı’nın yaptığı çalışmalar gerçekten merakla “Bugün ne gelecek?” diye baktığım işlerdi. Çok güzeldi.
Bence bunları devam ettirmek gerekiyor. Birbirimizle daha fazla temas halinde olup, bu meselelerin üzerine birlikte daha fazla çalışalım isterim.
14. GENÇ GAZETECİLERE VE OKURLARA MESAJINIZ NEDİR?
Soru: Son olarak sizi takip edenlere ve bu ödül sürecinde yanınızda olanlara ne söylemek istersiniz?
Cevap:
Çok zor şartlar altında çalıştığımızı düşünüyorum. Yani gazetecilik yapmak, hayatta kalmak, bu ısrarı sürdürmek ve bunu ifade özgürlüğünün bu kadar baskı altında olduğu bir dönemde yapmak çok zor.
Bunu Kürt olarak yapmak, kadın olarak yapmak, genç olarak yapmak da ayrıca zor.
Benim gibi buralarda gazetecilik yapmaya çalışan, zorlanan sayısız genç gazetecinin olduğunu biliyorum. Hepsinin yaptığı işlerin arkasında nasıl bir emek olduğunu, nasıl zorluklar olduğunu o kadar biliyorum ve hissediyorum ki, genç gazetecilerin yaptığı işler benim için bu yüzden çok daha kıymetli oluyor.
Sadece haber yapabilmek uğruna çok düşük ücretlerle, çok yoğun mesailerle, hayatta kendisine hiçbir alan kalmadığı yerde birileri bu işi yapmaya devam ediyorsa, burada bir şey vardır.
Ve bunu bu kadar özenle, bu kadar etik yapmaya devam ediyorsa, yaşadığı bütün baskılara, bütün zorluklara rağmen devam ediyorsa, orada bir şey var.
O olan şeyi takip etmek, takdir etmek, güçlendirmek çok önemli.
Bunu kesinlikle sadece kendim için söylemiyorum. İş yapmaya çalışan çok fazla meslektaşım var.
Özellikle bu toprakların sorunuyla doğmuş, bu sorunun içinden gelen, bu sorunu çok iyi görebilen, çok iyi hissedebilen, çok iyi tespit edebilen kişiler bunlar.
Onların yaptıkları işe bir bakalım. Çünkü burada bir kıymet var. Altı boş değil oranın.
🎙️ KAPANIŞ | KENDİ DİLİYLE VAR OLMAK
Soru: “Bir cümleyle, kendi diliyle var olmak sizin için ne ifade ediyor?”
Cevap:
Kapanış sorusunu Kürtçeden koparılmış çocuklar üzerinden kurmak isterim. Çünkü kendi dilleriyle var olma deneyimini hiç yaşayamadılar.
Bugün konuşmamız gereken şeylerden biri de o çocukların kendi dillerine yeniden dönebileceği bir hayatı kurmak.
Çünkü:
“Dar li ser koka xwe, mirov li ser zimanê xwe şîn dibe.”
