Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na başvuruda bulunan DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın ve Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, çocuklar bakımından özgürlükten yoksun bırakmanın “ancak son çare” olabileceğini hatırlatarak Türkiye’de çocuk adalet sistemine ilişkin ağır ihlallerin sistematik hale geldiğini vurguladı.
Başvuruda, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Pekin Kuralları ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na atıf yapılarak çocukların korunmasının devletin asli yükümlülüğü olduğu ifade edildi. Çocukların ancak zorunlu ve istisnai durumlarda tutuklanabileceği belirtilen başvuruda, uygulamaların bu ilkeyi ihlal ettiği kaydedildi.
Başvuruda özellikle 2008 doğumlu, zihinsel kapasitesi sınırlı ve hekim raporlarına göre “cezai ehliyeti bulunmadığı” belirtilen 16 yaşındaki Ş.M.’nin tutuklanmasına dikkat çekildi.
“Somut gerekçe olmadan tutuklama”
Ş.M.’nin 05 Ocak 2026’da dijital bir platformda yaşanan tartışma gerekçe gösterilerek “tehdit”, “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” ve “kişinin hatırasına hakaret” iddialarıyla tutuklandığı hatırlatılan başvuruda, kaçma şüphesi ve delil karartma ihtimali gibi tutuklama şartlarının somut biçimde ortaya konulmadığı ifade edildi.
Başvuruda, zihinsel kapasitesi sınırlı ve yönlendirilmeye açık bir çocuk hakkında tutuklama tedbiri uygulanmasının ölçülülük ilkesini açık biçimde ihlal ettiği vurgulandı.
“Çelişkili raporlar, tersine işleyen süreç”
Dosyada yer alan sağlık raporlarına da dikkat çekilen başvuruda, çocuğun önce tutuklandığı, ardından cezai ehliyetinin tespiti için sağlık kuruluşuna sevk edildiği belirtildi.
Raporlarda “sınır düzey mental kapasite”, “zeka geriliği” ve “DEHB tanısı” bulunduğu, çocuğun fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayamayacağı yönünde tespitler yer aldığı aktarıldı.
Cezaevinde intihar girişimleri ve ağır ihlaller
Başvuruda, Ş.M.’nin cezaevi sürecinde birçok kez intihar girişiminde bulunduğu, kendine zarar verdiği ve ağır bir psikiyatrik kriz yaşadığı bilgisi de yer aldı.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında devletin gözetimi altındaki bireylerin yaşamını koruma yükümlülüğüne dikkat çekilen başvuruda, yaşananların açık bir hak ihlali olduğu ifade edildi.
“Tedavi hakkı ihlal edildi”
Çocuğun düzenli kullanması gereken ilaçların kuruma kabul edilmediği, gönderilen ilaçların düzenli verilmediği ve aileye bilgi verilmediği belirtilen başvuruda, bu durumun Birleşmiş Milletler Mandela Kuralları kapsamında sağlık hakkının ihlali olduğu kaydedildi.
Aileye bilgi verilmedi
Başvuruda ayrıca intihar girişimlerinin aileye bildirilmemesinin, çocuğun korunma mekanizmalarından koparılması anlamına geldiği ifade edildi.
Komisyona inceleme çağrısı
Milletvekilleri Beritan Güneş Altın ve Nevroz Uysal Aslan, Komisyona şu çağrılarda bulundu:
- Tutuklama sürecinin çocukların zihinsel ve ruhsal durumu gözetilerek incelenmesi
- Tutuklama koşullarının somut gerekçelerinin araştırılması
- Sağlık raporlarındaki çelişkilerin giderilmesi
- Cezaevindeki intihar girişimleri ve tedavi sürecinin incelenmesi
- Ailenin bilgilendirilmemesine ilişkin sorumlular hakkında işlem başlatılması
- Çocuğun derhal tam teşekküllü sağlık kurumuna sevk edilmesi
- TBMM heyetinin Hatay Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ziyaret gerçekleştirmesi
- Çocukların tutuklanmasına yol açan yargı pratiklerinin araştırılması
Başvuruda, “zihinsel ve ruhsal durumu dikkate alınmadan tutuklanan çocukların durumunun kabul edilemez olduğu” vurgulanarak, acil inceleme talep edildi.Çocuklar bakımından özgürlükten yoksun bırakmanın ancak son çare olarak uygulanması gerektiği; çocuğun üstün yararının tüm süreçlerde esas alınması ve çocukların fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasının devletin asli yükümlülüğü olduğu, başta Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme olmak üzere çok sayıda uluslararası düzenleme ile güvence altına alınmıştır. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler Çocuk Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kurallar (Pekin Kuralları), çocukların ceza adalet sistemi içerisinde yetişkinlerden farklı muamele görmesini ve özgürlükten yoksun bırakmanın istisnai bir tedbir olmasını zorunlu kılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Çocuk Koruma Kanunu başta olmak üzere çocuk adalet sistemiyle ilişkili ilgili düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde de çocuklar bakımından tutuklama tedbirinin ancak zorunlu, ölçülü ve istisnai durumlarda uygulanabileceği tartışmasızdır. Bunun yanı sıra yetişkin veyahut da çocuk bir kişinin işlediği belirtilen bir fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneği yok ise, ilgili kişilerin cezai sorumluluklarından söz edilemeyeceği de Türk Ceza Kanununca düzenlenmiştir.
Ancak Türkiye’de çocuklar bakımından bu ilkelerin sistematik biçimde ihlal edildiğine dair örnekler her geçen gün artarak devam etmektedir. Bu ihlallerin en çarpıcı örneklerinden birisi ise 2008 doğumlu, hekim raporlarıyla da sabit olduğu üzere zihinsel kapasitesi sınırlı olan 16 yaşındaki Ş.M.’nin maruz bırakıldığı uygulamalardır.
Ş.M., bir dijital platform üzerinden yaşadığı tartışma gerekçe gösterilerek “suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte bulunmak”, “kişinin hatırasına hakaret” ve “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek” iddialarıyla 05.01.2026 tarihinde tutuklanmış; ailesinden, bakım, tedavi ve korunma olanaklarından koparılarak Hatay Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edilmiştir. Somut olayda, tutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlu kılan kaçma şüphesi ya da delilleri karartma ihtimali gibi unsurların varlığı ortaya konulamamış olmasının yanı sıra yönlendirilmeye açık, zihinsel kapasitesi sınırlı ve korunmaya ihtiyaç duyan bir çocuk bakımından tutuklama tedbirine başvurulması, ölçülülük ilkesinin açık ihlalidir.
Nitekim “tehdit suçunun” maddi unsurunun yalnızca sözden ibaret olmadığı; aynı zamanda bu tehdidin gerçekleştirilebilirliğine ilişkin bir kapasiteyi de gerektirdiği dikkate alındığında, “akli melekeleri” tartışmalı bir çocuk bakımından bu fiilin tutuklama gerekçesi yapılması, hukuki dayanaktan yoksun ve kabul edilemezdir.
Bununla birlikte dosyada yer alan sağlık raporları, çocuğun cezai ehliyeti bakımından giderilmesi zorunlu bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Çocuk önce tutuklanmış, ardından “cezai ehliyetinin olup olmadığının tespitine için sağlık kuruluşuna sevk edilmiştir. Bu durum dahi tek başına, sürecin çocuk hakları bakımından tersine işletildiğini göstermektedir. Soruşturma aşamasında alınan bir raporda “sınır düzey mental kapasite” ifadesi yer alırken; uzman hekim görüşünde çocuğun zeka geriliği ve dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu tanılarıyla izlendiği, fiilinin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayamadığı ve cezai ehliyetinin bulunmadığı yönünde güçlü tespitler yer almaktadır.
Ş.M.’nin tutukluluk sürecinde maruz bırakıldığı uygulamalar ise, yalnızca özgürlüğünden yoksun bırakılma ile sınırlı kalmayıp, doğrudan yaşam hakkını ve sağlık hakkını tehdit eden çok boyutlu ihlaller niteliği taşımaktadır. Tarafımıza ulaşan bilgi ve belgelere göre çocuk, cezaevinde bulunduğu süre boyunca birçok kez intihar girişiminde bulunmuş; kendisine zarar vermiş ve ağır bir psikiyatrik kriz içerisinde olduğu açıkça gözlemlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesince de devletin gözetimi altındaki bireylerin yaşamını koruma ve kötü muameleyi önleme yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu dikkate alındığında, bu durum açık bir hak ihlalidir.
Çocuğun cezaevi sürecinin ilk anında başlayarak devam eden ihlaller ise tedavi hakkının ihlali boyutuyla daha da ağırlaşmaktadır. Çocuğun düzenli olarak kullanması gereken ilaçların kuruma kabul edilmemesi, sonradan gönderilen ilaçların düzenli verilmemesi ve ilaçların tükenmesi halinde ailenin bilgilendirilmemesi; Birleşmiş Milletler Mandela Kuralları kapsamında güvence altına alınan sağlık hizmetlerine erişim hakkının açık ihlalidir. Süreklilik arz eden tedaviye hayati düzeyde ihtiyaç duyan bir çocuk bakımından bu durum, ihmal değil; doğrudan yaşam hakkını tehlikeye atan bir uygulamadır.
Tüm bunlara ek olarak durumu daha da ağırlaştıran husus ise, çocuğun gerçekleştirdiği intihar girişimlerinin aileye bildirilmemesidir. Zira ailenin süreçten dışlanması, çocuğun korunma ve tedavi mekanizmalarından koparılması anlamına gelmektedir. Buradan hareketle akli melekeleri tartışmalı olan, cezai ehliyeti konusunda ciddi çelişkiler bulunan, birçok kez intihar girişiminde bulunan, tedavi süreci aksatılan ve ailesi kritik gelişmelerden haberdar edilmeyen bir çocuğun tutuklu olarak yargılanmaya devam etmesi; hem ulusal mevzuata hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır.
Bu kapsamda;
● Ş.M.’nin tutuklanmasına giden sürecin ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların, çocuğun zihinsel ve ruhsal durumu dikkate alınarak tüm yönleriyle incelenmesini,
● Tutuklama tedbirinin uygulanmasında kaçma şüphesi ve delil karartma ihtimali gibi unsurların somut olarak ortaya konulup konulmadığının araştırılmasını,
● Dosyada yer alan sağlık raporları arasındaki çelişkilerin giderilip giderilmediğinin incelenmesini,
● Çocuğun cezaevinde bulunduğu süre boyunca gerçekleşen intihar girişimlerinin, tedavi süreçlerinin ve ilaç kullanımının nasıl yürütüldüğünün tespit edilmesini,
● İntihar girişimlerinin ve sağlık durumuna ilişkin gelişmelerin aileye bildirilmemesine ilişkin sorumlular hakkında gerekli idari ve adli süreçlerin başlatılmasını,
● Çocuğun yaşam ve sağlık hakkı gözetilerek derhal tam teşekküllü bir sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanıp sağlanmadığının incelenmesini,
● Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonu ile Çocuk Hakları Alt Komisyonundan oluşturulacak bir heyetin Hatay Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna ivedilikle ziyaret gerçekleştirmesini ve konuya ilişkin rapor hazırlamasını,
● Çocukların ruhsal ve zihinsel durumları dikkate alınmaksızın tutuklanmalarına yol açan yargı pratiklerine ilişkin kapsamlı bir inceleme yapılmasını talep ederiz.
HABER MERKEZİ AZAT YILDIZ
